Attila İlhan, Türk edebiyat ve düşünce dünyasının köşe taşlarından, şair, eleştirmen, senarist, roman ve deneme yazarıdır. Saydığımız her bir alanda oldukça başarılı olsa da, Attila İlhan ismini duyunca, aklımıza ilk önce şiirleri gelir. En çok da aşk şiirleri, özellikle imkânsız aşkların şiirleri. Bu yazımızda, Attila İlhan‘ın “onunla en imkânsız aşkı yaşadık” dediği, Paris’te bırakıp gelmek zorunda kaldığı Maria Missakian için yazılmış şiiri inceleyeceğiz. Şairin Yağmur Kaçağı adlı şiir kitabında yer alan, Maria Missakian adlı şiirini…
Şiirin derinliklerine inmeden önce, bu hüzünlü aşk hikayesinden biraz bahsedelim. Attila İlhan, Nazım Hikmet için gittiği Paris’te umulmadık bir aşka tutulur. Sürekli gittiği La Depart Cafe‘de güzel bir Ermeni kızıyla tanışır. Bu kız Maria Missakian‘dır. Attila İlhan, onunla ilk tanışma anını şöyle anlatır.
‘Dışarıda sonbahar karanlığı, içeride pırıl pırıl neonlar, adeta bir akvaryum aydınlığı! Hani olur ya, birisinin sizi izlediğini hissedersiniz, işte üzerimde öyle bir his; başımı kaldırıyorum, piyano siyahı saçları omuzlarına dağılan, seyrek ve dağınık kaşlı, kıvırcık kirpikli iri siyah gözlü bir kız. ‘Siz Türk müsünüz?’ diye damdan düşercesine soruyor; o tarihte bir Fransız’ın bir Türk’ü bir bakışta tanıması imkânsız.’
Genç çift, sık sık tanıştıkları kafede buluşup, saatlerce konuşarak, birbirlerini tanımaya çalışır. İlişkileri zamanla aşka dönüşür ama maalesef Attila İlhan‘ın Türkiye’ye dönme vakti gelmiştir, dönerken Maria Missakian‘ı da yanında götürmek istemektedir. Daha önce ataları Türkiye’de yaşamış olan Maria da, Attila ile gitmeyi çok istemektedir. Fakat Maria’nın ataları Osmanlı’dan izinsiz kaçan siyasi mülteci durumunda oldukları için, Türkiye’ye giriş yapamıyorlardır. Ne kadar çabalasalar nafiledir, engelleri aşamamışlardır. Atilla İlhan memleketine yalnız döner.
Türkiye’ye dönen Attila İlhan, ne kadar uğraşa da Maria’yı Türkiye’ye getirmeyi başaramamıştır. Belli bir süre mektuplarla sürdürülen ilişki, araya giren mesafeler ve imkânsızlıklar yüzünden, zamanla sona ermiştir. Yıllar sonra Attila İlhan, ortak bir arkadaşlarından Maria’nın mutsuz bir evlilik yaptığını, alkolik olduğunu öğrenir ve bu duruma çok üzülür.
Şair burada ne demek istedi sığlığından kurtarıp kendimizi,çok uzaklarda bir kadına çaresizce aşık Attila İlhanmışız gibi, Maria Missakian şiirini inceleyelim şimdi.
Yüksekkaldırım’da bir akşam
Maria Missakian’ı düşündüm
Eğer kendimi bıraksam
Yağmur olabilirdim yağardım
Bir insan, hele bir şairse ve aşıksa eğer, sevdiği insan zaten hep aklındadır, onu hep düşünür. Attila İlhan’ın, Yüksekkaldırım’da Maria Missakian’ı düşünmesi, bu süreğen düşünme eyleminin devamıdır. Sonbahar temasının hakim olduğu şiirde yağmur metaforu sadece ağlamak olarak anlaşılmamalıdır. Eğer kendini bıraksa, yağmur olup sevdiği kadının üzerine damla damla yağabilir.Bu damlalar sayesindedir ki ,sevdiği kadının saçına, yüzüne, ellerine dokunabilir. Parmaklarından süzülüp düşmeyen,o şanslı damlalarla, bir süreliğine de olsa, onunla kalabilir.
Kasım’da bir çınar olurdum
Yaprak yaprak dökülürdüm
Kalbimi sıkı tutmasam
Çınar olup yaprak yaprak dökülmek istemesi, bu aşkın sonunun geldiğini hissetmesindendir. Her ne kadar, birinci bentte kendini, (sonu belli olan bu aşka) kaptırmamak için bırakmak istemese de, aşkını unutmak, ondan ümit kesmek istemez diğer taraftan. Sıkıca tutunur içindeki aşka, yapraklarını dökmemek için direnir. Peki neden bir çınar? İçi çürüse de yaşamayı sürdürebilen çınar ağacı, sonu belli olan aşkının kaderi gibidir.
Döküp saçıp boşaltsam
İçimde yükselen şiiri
Kaldırımlara döküp harcasam
Gözleri balıkçıl gözleri
Dudaklarında tutup rüzgarı
Maria Missakian adında biri
Gelse göğsüne kapansam
Bu dizeler şairin coşkun, yükselen ruh halini yansıtır. Bu halde zihni, benliği kelimeler ile şiirle dolup taşmıştır. Bunlarla baş edemeyip içinden atmak ve etrafa döküp saçmak istemektedir. Neden sonra durulur, Maria’nın o çekik, siyah gözlerini bir balıkçıl kuşunun gözlerine benzetir. Olmasını istediği şeyleri sıralar, artık sevgilisi yanında olsun ister.
Gece gölgesine sokulsam
Gökyüzünde bulutlar büyüseler
Yağmuru dinlesem, anlatsam
Şimşekler kırılıp dökülseler
Bizi sokaklarda bıraksalar
Leylekler üşüyüp gitseler
Dönüp arkalarına bakmadan
Gölgesine bile muhtaçtır sevdiği kadının. Çaresizce o gölgeye sığınmak ister. Yağmur yağsa, şimşekler çaksa da, havalar soğuyup leylekler göç edip gitse de, o sevdiği kadın ile o sokaklarda olmaya razıdır.
Yine akşam oldu Attilâ İlhan
Üstelik yalnızsın, sonbaharın yabancısı
Belki Paris’te Maria Missakian
Avuçlarında bir çarmıh acısı
Gizlice bir sefalet gecesi
Çocuğunu boğarmış gibi boğup Paris’i
Sana kaçmayı tasarlar her akşam
Birden bir rüyadan uyanmışcasına, akşam vaktinin geldiğiyle, üstüne üstlük yalnız olduğu gerçeğiyle yüzleşir Attila İlhan. Kendi böylesine acılar çekip, gel-gitler yaşıyorken, Maria Missakian’ın da acı çektiği düşünür ve bu acıyı Maria’nın inanışının en derin acısı, çarmıh acısına benzetir. Aşk ve ayrılık acısının en derin yaşandığı, o gecelerden birinde, doğup büyüdüğü, çocuğu gibi sevdiği Paris’i bırakıp, şaire gelmeye çabalayan Maria Missakian’ın hayaliyle şiir son bulur. Attila İlhan da bilir ki; bir kadının çocuğunu boğması ne kadar imkânsızsa, Maria Missakian’ın da onun yanına gelmesi o kadar imkânsızdır.
Kaynakça:
Ecevit,Hülya . Attila ilhan’ın Şiirlerinde Kadın. Doktora Tezi, Trakya Üniversitesi , 2018 https://tez.yok.gov.tr – Erişim Tarihi: 08/12/2022
https://mahaledebiyat.com – An Gelir,Attila İlhan Ölür – Zeynep Çalıcı – Erişim Tarihi: 05/12/2022
İllüstrasyon:@sezendraws